Diyabet ve
İnsülin Direnci

Tüm insanlık tarihi bir günün yirmi dört saatine sığdırılabilseydi, 19 ve 20. yüzyıllar o günün iki dakikası olurdu. Buna rağmen 19 ve 20. yüzyılda yaşam tarzımız önceki yüz bin yıl içinde olduğundan daha fazla değişmiştir. Bu değişimle birlikte daha az hareket ediyoruz, daha çok yiyoruz ve bolca yanlış yiyecek tüketiyoruz. Buna bağlı olarak daobezite, diyabet, hipertansiyon kalp hastalıkları, metabolik sendrom, kronik hastalıklar artmaktadır.

Diyabetin iki ana biçimi vardır. Tip 1 ve Tip 2 diyabet olarak adlandırılır. Nedenleri farklı olmasına, farklı kategorideki insanlar etkilenmesine rağmen her ikisinde de üç ana özellik aynıdır.

Birincisi Tip1 ve Tip2 diyabetin kanda şeker düzeyi yükselir. İkincisi metabolizmada oluşan sorun nedeniyle insülin salgılanmasının azalması ya da insülinin duyarlılığı etkisinin zayıflamasıdır. Tip 1 diyabette insülin salgılayan pankreas adacıkları zarar görmüş ve yok olduğu için vücut çok az insülin üretir. Tip 2 diyabetlerde ise vücut insülin direnci denen bir durum nedeniyle artan insülin talebini karşılayamaz. Üçüncüsü ise her iki diyabette de göz, böbrek ve sinir sistemi damarlarının etkilenmesi sonucu uzun vadeli komplikasyon riski artar.

İnsülin Direnci: Pankreas tarafından üretilen insülinin yeteri kadar kullanılamamasıdır. İnsülin direnciniz varsa karbonhidrat oranı yüksek bir besin aldığınızda kan şekerinizi düzenlemek için pankreas beş kat daha fazla insülin üretir. Sonrasında normal sınırların altına düşer ve buna da “hipoglisemi” denir.

Hipoglisemi; titreme, terleme, yorgunluk, baş ağrısı, aşırı şekerli ve karbonhidratlı besin yeme isteğidir. Eğer insülin direnciniz varsa aldığınız karbonhidratlı yiyecekler enerji için harcanmaktan ziyade yağ olarak depolanır.

İnsülin direnci, obezite, hipertansiyon, bel çevresinin artması, kan yağlarında yükselmeler, metabolik sendromun belirtileridir.

Gizli Şeker: Açlık kan şekeri normal sınırlarda olmasına rağmen şeker yükleme testiyle 75 gr şeker içeren sıvıyı içtikten 2 saat sonra tokluk kan şekeri seviyesinin 140-199 mg/dl aralığında olmasıdır. Vücudun glukoza dayanıklılığı azalmıştır. Bozulmuş glukoz toleransı olarak adlandırılır. Normal bir bireyde 8 saatlik açlık sonrasında sabah ölçülen kan şekeri 100-125 mg/dl arasında ise ‘’bozulmuş açlık glukozu’‘ olarak adlandırılır. Hem açlık hem de tokluk glukozunda yükseklik varsa on yıl içersinde diyabete yakalanma oranı %40-50 civarındadır.

Diyabetin tedavisinde en önemli basamak diyet tedavisidir. 1994 yılında ‘Diyet Tedavisi’ yerine ‘Tıbbi Beslenme Tedavisi’ ifadelerinin kullanılmasına karar verilmiştir. Tedavinin bireyselleştirilmesi son derece önemlidir. Bireyselleştirilmiş tıbbi tedavi diyabete bağlı komplikasyonların oluşmasını engeller. Karbonhidrat sayımı bir öğün planlama yöntemidir, bir diyet değildir. Karbonhidrat sayımı ile öğün planlamasını öğrenen diyabetliler besin seçiminde daha özgür davranabilmektedir. Merkezimizde Tip 1 diyabet, Tip 2 diyabete yönelik tıbbi beslenme tedavisi ve karbonhidrat sayımı yapılmaktadır. Gizli şeker, İnsülin direnci gibi diyabet riskini oluşturan hastalıklarda sağlıklı kiloya gelme tedavinin ana prensibidir. Bireye özgü kilo vermeye yönelik beslenme programları verilmektedir.